Hekimlerin Sahibi Yok mu?
Hekimlerin Sahibi Yok mu?

Doç. Dr. Şahin AKSOY
     Bir meslek düşünün, baştan sona fedakarlık üzerine kurulu. Mesai kavramı yok, acil hastası olduğunda gece gündüz demeden acil serviste, ameliyathanede görev başında. Bu görevi yaparken asla yüksünmez, alışmıştır asistanken, internken 36 saat çalışmaya. Her yardım istendiğinde hayır demek aklının ucundan dahi geçmez. Hekimlik tabi ki bu meslek, bizim mesleğimiz, yaşam biçimimiz, her şeyimiz. Peki hastaların iyileşmesi sözkonusu olduğunda hassasiyeti tartışılmaz olan hekimler kendi özlük hakları olduğunda neden bu kadar duyarsızlar? Bütün sağlık sisteminin olumsuzluklarının kendi üstüne yıkılmasına, 40 yıllık fedakar çalışma hayatından sonra 1400 lira emeklilik maaşına bağlanmalarına niçin ses çıkarmazlar. Hadi diyelim maaşı az ama part-time çalışarak hekimlik itibarına az çok uyacak bir gelir elde ettikleri için sessiz kalıyorladı. Peki bu part-time çalışma hakları karşılığında hiçbir şey verilmeden ellerinden alındığında niçin sessiz kaldılar veya tepkileri hekimlik gücüne hiçbir şekilde uymayacak oranda cılız kaldı? Ben cevabını biliyorum: Tepki vermek için bağırıp çalışmak, vasıfsız bir şekilde sokağa çıkmak hekimliğin ağırlığına uygun değildir.

   Hekimler istediler ki, haklarının mücadelesini meslek örgütleri olan tabip odaları ve Türk Tabipleri Birliği versin. Ama olmadı. Neden olmadığını da biliyor hekimler. Çünkü hekimlerin meslek örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’nin gücü hekimlik ağırlığını taşıyamıyor. Çünkü Türk Tabipleri Birliğimiz, mensuplarının yani hekimlerin özlük haklarından, azaltılan itibarından daha çok başka konularla ilgileniyor, siyaset yapıyor. Basit bir google taramasıyla TTB başkanının faaliyetlerini incelememiz bunu göz önüne sermek için yeterlidir. Hekim özlük haklarını düzeltmek, hekimlerin ağır çalışma koşullarını iyileştirmek için ilgili kurumlarla yapıcı diyalog kurmak yerine keskin militan ağzı ile köprüleri atıyorlar. Hal böyle olunca her söyledikleri, bunlar zaten ideolojik önyargı ile hareket ediyorlar şeklinde algılanıyor. Türk Tabipleri Birliğimizin yöneticilerinin elbette kendilerini ait hissettikleri bir ideolojileri olabilir, olmalı da, ancak bu siyasi söylemlerini hekimlerin meslek örgütünün çatısı altında dillendiremezler. Siyasi söylemin yeri siyasi partilerdir. Meslek odamızın siyasi görüntüsü en çok hekimlere zarar vermektedir, hekimleri sahipsiz bırakmaktadır.

   Fıkra bu ya, bir İngiliz temizlik işçisine sormuşlar, bir gün başbakan olsan neler yapardın diye. İşçi, biraz düşündükten sonra önce çöplerin düzenli toplanmasını, ayrıştırılmasını sağlarım. Pilleri ayrı, plastikleri ayrı, kağıtları ayrı toplatır, doğaya zarar verilmesini önlerim, sonra geri dönüştürme tesislerinin sayısını yeterli hale getiririm… uzun uzun sıralamış yapacaklarını, yapacakları da hep kendi işiyle ilgiliymiş, anlatırken de bir taraftan sokağı süpürmeye devam etmiş. Fıkra devam ediyor, aynı soruyu Türk işçiye sormuşlar, birgün başbakan olursan neler yaparsın? İşçimiz süpürgeyi elden bırakıp rahat şekilde bağdaş kurmuş, bir de sigara yakmış. Sigarasını tellendirirken başlamış anlatmaya, ben başbakan olursam, önce enflasyonu tek haneli rakamlara düşürürüm, kişi başına düşen milli geliri en az iki katına çıkartırım, okullardaki sıkışıklığı azaltırım, herkese ücretsiz sağlık hizmeti sağlarım….Böyle devam edip gitmiş.

   Yaklaşan Tabip odası seçimlerinde hekimlerin rahatlıkla mesleğimizin odasıdır diyebilececeği, marjinal siyasi uğraşılarla değil sadece hekimlerin sorunları ile ilgilenecek, hekimliğin ağırlığını temsil edebilecek bir meslek odası yönetimine kavuşmasını dilerim.

Hekimlik siyasetten üstündür…